İçeriğe geç
Tekirdağ Hatır

Gündelik hayatın merak uyandıran notları

Kişisel Gelişim

Çocuklukta Duyulan Cümlelerin Yetişkinlikteki İzi

İçimizden geçen "ben bunu beceremem" cümlesi sıfırdan doğmaz. Çocuklukta sık duyulan tanımlar zamanla kişinin kendi sesine dönüşür. Bu kalıpları fark etmenin ve yeni bir iç cümle kurmanın yolları.

Berkay Ertem 4 dk okuma

Yetişkin hayatta insanın kendine söylediği cümlelerin çoğu, aslında bir zamanlar başkasından duyduğu cümlelerdir. Bir işe başlarken içimizden geçen "ben bunu beceremem" ya da bir hata sonrası gelen "yine aynı şeyi yaptım" ifadeleri sıfırdan doğmaz. Çocuklukta sık duyulan tanımlar, zamanla kişinin kendi sesine dönüşür. Bu iç sesin nereden geldiğini fark etmek, onunla çalışmanın ilk adımıdır.

Tanımlar nasıl yerleşir

Çocuk kendini doğrudan gözlemleyerek değil, çevresinin verdiği geri bildirimle tanır. "Sen çok sakarsın", "sen zaten utangaçsın", "bizim aile matematikten anlamaz" gibi cümleler çoğu zaman iyi niyetle, hatta şaka olarak söylenir. Ancak tekrarlandıklarında tarif olmaktan çıkıp kimlik hâline gelirler. Çocuk bir süre sonra o tanımı doğrulayacak davranışları seçmeye, doğrulamayanları ise istisna saymaya başlar.

Aynı mekanizma olumlu tanımlar için de çalışır ama beklenmedik bir yan etkisi vardır. Sürekli "sen zaten çok başarılısın" diye tanımlanan bir çocuk, başarısızlığı kimliğine yönelik bir tehdit gibi yaşayabilir. Bu yüzden övgünün de tanımlayıcı değil, davranışa dönük olması daha sağlıklıdır. Kişiliği değil, yapılan işi anlatan geri bildirim daha az kırılgan bir zemin kurar.

Sessizce öğrenilenler

Çocukluk yalnızca söylenenlerden değil, görülenlerden de beslenir. Evde zorlukla nasıl baş edildiği, öfkenin nasıl gösterildiği, hata sonrası neyin olduğu izlenerek öğrenilir. Kimse "kriz anında susulur" demez ama böyle bir evde büyüyen kişi, yıllar sonra zor bir konuşmadan kaçarken bunun nedenini bilmeyebilir. Bu tür öğrenmeler kural biçiminde değil, refleks biçiminde taşınır.

Bu nedenle yetişkinlikte bazı tepkiler duruma göre değil, alışkanlığa göre verilir. Karşılaşılan mesele küçükken bile tepki büyük olabiliyorsa, orada muhtemelen bugünün değil eskinin ölçüsü çalışıyordur. Tepkinin şiddetiyle olayın büyüklüğü arasındaki uyumsuzluk, geçmişten gelen bir kalıba işaret eden kullanışlı bir ipucudur.

İzi fark etmenin yolları

Bu kalıpları görmek için geçmişi didiklemek gerekmez. Bugünkü tekrarlara bakmak çoğu zaman yeterlidir. Hangi durumlarda benzer bir sıkışma yaşandığı, hangi cümlenin sık sık zihinden geçtiği, hangi tür geri bildirimin orantısız biçimde canımızı yaktığı not edilebilir. Birkaç hafta boyunca bu tekrarları yazmak, dağınık hisleri görünür bir örüntüye dönüştürür.

Bir sonraki adım, o iç cümleyi kelimesi kelimesine yazmaktır. "Yeterince iyi değilim" gibi bir ifade yazıya döküldüğünde, kimin sesiyle söylendiği sorusu sorulabilir hâle gelir. Kimi zaman bu ses tanıdıktır, kimi zaman kaynağı belirsizdir. Kaynağını bulmak şart değildir; cümlenin bize ait bir gerçek değil, öğrenilmiş bir tanım olduğunu görmek çoğu zaman yeterlidir.

Suçlu aramadan çalışmak

Bu konuyu ele alırken en kolay tuzak, her şeyi geçmişteki kişilere fatura etmektir. Oysa çoğu tanım, o günün koşulları ve bilgisiyle söylenmiş sözlerdir. Suçlu bulmak rahatlatıcı olabilir ama değiştirici değildir, çünkü değişmesi gereken şey geçmiş değil bugünkü davranıştır. Amaç hesap sormak değil, hangi kalıbın hâlâ çalıştığını görüp onu güncellemektir.

Bir kalıbı fark etmek onu anında ortadan kaldırmaz. Yıllarca tekrarlanmış bir tepkinin yerini yenisi almadan önce, birkaç kez eski hâliyle devreye girdiği görülür. Bu, sürecin başarısız olduğu anlamına gelmez. Fark ederek yapmak ile fark etmeden yapmak arasında ciddi bir mesafe vardır ve bu mesafe zamanla genişler.

Yeni cümleyi kurmak

Eski cümlenin yerine konan yeni cümlenin inandırıcı olması gerekir. Kendine hiç güvenmeyen birinin "ben mükemmelim" demesi işe yaramaz, çünkü zihin bu ifadeyi reddeder. Bunun yerine ölçülü ve doğrulanabilir bir ifade daha etkilidir: "bu işi daha önce yapmadım, öğrenmem zaman alacak" gibi. Böyle bir cümle hem gerçeği kabul eder hem de kapıyı kapatmaz.

Bu yeni cümleleri destekleyen şey, küçük ve tamamlanmış deneyimlerdir. Beceremeyeceğini düşündüğü bir işi küçük parçalara bölüp bir parçasını bitiren kişi, kendisine yeni bir kanıt sunmuş olur. İç ses tartışmayla değil, biriken kanıtlarla değişir. Bu yüzden konuşmaktan çok yapmak, kalıpları esnetmede daha etkilidir.

Kendi cümlelerini seçmek

Çocukluğun izleri silinmez ama sabit de değildir. Yetişkinliğin sağladığı en önemli imkân, hangi tanımı taşımaya devam edeceğine karar verebilme imkânıdır. Bir kişi kendisine miras kalan cümleleri gözden geçirip bazılarını bırakabilir, bazılarını yeniden yazabilir. Bu iş uzun sürer ve tek seferde bitmez.

Zorlayıcı bir örüntü günlük hayatı, ilişkileri ya da iş düzenini belirgin biçimde etkiliyorsa, bu süreci tek başına yürütmek gerekmez. Böyle durumlarda bir ruh sağlığı uzmanına danışmak, sürecin hızını ve güvenliğini artırır. Sonuçta amaç geçmişi silmek değil, bugünkü kararların geçmişin sesiyle değil kişinin kendi sesiyle verilmesini sağlamaktır.